Söyleşi: Dr. Kemal Bakır

Prof. Dr. Kemal Bakır 1960 yılında Antakya’da doğdu. 1984 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Ankara Numune Hastanesi Patoloji bölümünde uzmanlık eğitimini 1990’da tamamladı. Ankara Onkoloji Hastanesi Patoloji bölümünde 6,5 yıl boyunca başasistan olarak çalıştıktan sonra 1996 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başladı. 1998 yılında doçent ve 2004 yılında profesör oldu. 2017 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan emekli olduktan sonra halen SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev yapmaktadır. Prof. Bakır ayrıca Patoloji Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmektedir. Pulmoner patoloji ve dermatopatoloji, patolojide başta gelen ilgi alanlarıdır.

 

Blogumuza hoş geldiniz. Profesyonel hayatı dışındaki Dr. Kemal Bakır’ı tanıyarak başlayabilir miyiz?

 

Esnaf (tornacı) bir baba ile ev hanımı bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldikten sonra sevgi dolu bir ortamda kalabalık bir ailenin en küçük çocuğu olarak büyüdüm. İlkokula başlamamla birlikte yaz tatillerinde babamın yanında atölyede çalışmaya ve el becerilerimi geliştirmeye başladım. Bir yandan da adını hiç duymadığım ve ne olduğunu bilmediğim “toplumsal cinsiyet” konusunda eğitim aldığımı da ancak 50’li yaşlarda anlayacaktım. Üç kız çocuktan sonra dünyaya gelen 2 erkek çocuk olarak ev işlerine eşit oranda katkı sunmamız sağlanıyordu. Böylece toplumsal rollere aldırış etmeksizin yetiştirilmiştim.

 

Özellikle 2004-2008 yılları arasındaki Gaziantep-Kilis Tabip Odası başkanlığım sırasında tanıştığım sosyal bilimci arkadaşlarımla, oda faaliyetleri ve öğrenci etkinlikleri sırasındaki tartışmalarımız, beni, özellikle sosyoloji başta olmak üzere sosyal bilimlere yönlendirdi. Bunun sonucunda ALES sınavını başararak 2018-2019 eğitim öğretim yılında Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı’nda yüksek lisansa başladım.

 

Gaziantep Kilis Tabip Odası başkanlığım sırasında benim ve eşimin doğum gününü kutlayan Oda arkadaşlarım

 

Çiçek ve Bonsai tarzı ağaç yetiştiriciliğine olan merakınızdan bahsedebilir misiniz?

 

Mazı Bonsai

Çocukluğumun küçük de olsa bahçeli bir evde geçmesi nedeniyle toprak sevgim oluştu. Toprakla öyle bir bağım oluştu ki özellikle bahar ve yaz aylarında bahçedeki toprağın çapalanması ve evden çıkan organik atıkların toprağa gömülerek atıkların değerlendirilmesini öğrendim. Daha sonra öğrencilik yıllarımda çiçek alıp hediye eden durumumu, özellikle uzman olup Ankara Onkoloji Hastanesi’nde uzman olarak çalışırken iş yeri ve evde çiçek yetiştirmeye dönüştürdüm. Gaziantep’e gelip daha fazla zamana sahip olunca da balkonda çiçek yetiştirmeye ve 2003-2004 yıllarında bir yerde bonsai görmem üzerine merak edip araştırmaya başladım. Önce saksı bularak işe başladım ve devamında bir altın çanak (Forsythia intermedia) bitkisi ile işe başladım. Daha sonra zeytin, akasya, berberis ve benjamin isimli bitkilerle bonsai maceramı sürdürdüm. Özellikle bu bitkilerin budanması ve şekil verilmesi yanı sıra köklerinin de belli aralıklarla (yılda – 2 yılda bir) kısaltılması ayrı bir ritüel olarak gerçekleştirmekten zevk aldığım faaliyetlerdir.

 

Ailecek toprak sevgimiz

Mutfağı ve kültürel geçmişi ile Anadolu’nun ön plana çıkan şehirlerinden biri olan Gaziantep’te yaşamanın ayrıcalıkları sizce nelerdir?

 

Kısaca belirtmek gerekirse büyük bir şehirde ama küçük kentin rahatlığıyla yaşamak olarak yanıtlayabilirim. Birçok olanağın bulunduğu Gaziantep’te en azından son 3-4 yıla kadar ulaşımın rahat olması, mesai sonrasında insanın kendisine zaman ayırmasına olanak tanıyordu. Hala büyük Ankara ve İstanbul ile karşılaştırılmayacak kadar rahat bir trafik nedeniyle kendime ve aileme zaman ayırabiliyorum. Mutfak kısmına gelince, et ve acı ile arası olmayan birisinin, Gaziantep’te nasıl yaşayabildiğini takdirlerinize bırakıyorum. Ancak et ve acı dışında emek verilerek hazırlanan yemekleri ve pek bilinmeyen sebzeli yemeklerini zevkle yiyorum.  Tabii ki katmer ve baklava gibi tatlılarından söz etmeden geçmenin eksik olacağını düşünüyorum.

 

Yukarıda da belirttiğim üzere kendime zaman ayırabildiğim gibi Sivil Toplum Kuruluşları ile ilgilenmeye ve onlarda görev almaya da zaman ayırmak ve diğer Sivil Toplum Kuruluşları ile iş birliği yapmak, Gaziantep’teki yaşamın avantajları arasında.

 

Bir yazar, bir tarihsel olay.

 

Umberto Eco sayesinde ortaçağ olaylarına ilgi duyduğumu ve dinlerdeki bağnazlığın nerelere kadar gidebileceğini gözlemlediğimi ve bu nedenle sevdiğim yazarlar arasında yer aldığını söyleyebilirim. En son okuduğum kitabı olan “Baudolino” da kutsallık atfedilen bazı eşyaların nasıl insanlar üzerinde dini baskı aracı olarak kullanılabileceğini anlatmaktadır.

 

Benim için önemli olayların başında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve eşit bireyler olarak demokrasinin gelişimine sunulan katkılar gelmektedir.

 

Aşağıdaki dekatlar sizin için ne ifade ediyor?

 

Prof. Bakır ailesi ile birlikte

 

80’ler: Hekim olmak, evlilik yolu ile bir evi paylaşmak, ilk babalık deneyimi ve uzman hekim olmak

90’lar: İkinci çocuk deneyimi ve daha küçük bir şehre taşınmak

2000’ler: Akademik olarak ulaşabileceğim en üst basamağa ulaşmak

Günümüz: 32 yıl 5 günlük Devlet hizmetini takiben emekli olmak ve benim için büyük onur olan Patoloji Dernekleri Federasyonu başkanı olmak

 

Neden tıp, neden patoloji? Öğrencilik ve asistanlık yıllarınızı nasıl hatırlıyorsunuz?

 

Çocukluğumda, hastanelerde ve muayenehanelerde geçirdiğim zamanlarda yaptığım gözlemler ve hekimlerin ve beyaz önlüğün hem manevi hem de görünür statüsü(havası !)nün beni tıp mesleğine yönelttiğini düşünüyorum. “Doktor Kemal” ilkokuldaki arkadaşlarımın bana taktıkları lakap idi. Özellikle güler yüzlü pratisyen ve uzman hekimlerin hatta “burnundan kıl aldırmayan” öğretim üyelerinin benim bu mesleğe yönelmemde katkıları olduğu çok açık.

 

Tıp fakültesini bitirmem ve mecburi hizmete başlamamla birlikte direkt hasta ile temas etmeyen, ancak hastadan da uzak olmayan bir alanda daha mutlu olabileceğimi keşfettim! Patoloji.

 

Öğrencilik yıllarımın bir kısmı 1980 öncesi olduğu için oldukça hareketliydi. Maalesef bazı hocalarımızın 1402 sayılı yasa ile okuduğum fakülteden uzaklaştırılmalarına tanıklık etmek durumunda kaldım. Çok sıkıntı çekmeme rağmen iyi eğitim aldığımı düşündüğüm okulumu, dayanışma içinde olduğum arkadaşlarımı ve öğrenciliğimi çok güzel ve özleyerek hatırlıyorum.

 

Asistanlığım ise iki hocamızın rehberliğinde, 13 arkadaşımla birlikte, ilk kez eğitim veren bir patoloji laboratuvarında yoğun ve her türlü patoloji tekniğinin tarafımızdan uygulandığı bir ortamda geçti. Eşimin başka bir ilde asistan olması ve sıkı bir eğitim programının uygulandığı kendi bölümümüzdeki yoğunluk nedeniyle zorlu bir asistanlık sürecim oldu. Özellikle Ankara’daki tüm fakülte ve eğitim ve araştırma hastaneleri hocalarının katıldığı Ankara Patoloji Derneği aylık toplantıları da gelişmemde katkısı olan diğer etkinliklerdi. Asistanlık döneminde başladığım Dernek etkinlikleri katılımı sürekli hal aldı ve hala devam etmekte. 

 

Güncel tıp fakültesi patoloji eğitimini nasıl yorumluyorsunuz? Sizce mevcut eğitime neleri katmalı ve neleri terk etmeliyiz?

 

Tıp fakültelerinde teorik yoğunluk olduğunu ve bunun yerine patolojinin felsefesinin vurgulanması gerektiğini, “her şeyi bilen” bir bölüm olmadığının ısrarla vurgulanmasının yararlı olacağını düşünüyorum.

 

Tıp fakültesi patoloji eğitiminde tüm genleri “ezberletmek” yerine, moleküler patoloji yanı sıra sahada karşılaşılabilecek tanısal ve iletişimsel güçlüklerden söz edilmesinin yararına inanıyorum. Öğrencilerle özellikle staj ve belki de intörnlük döneminde kısa süreli de olsa interaktif bir ortamda yeniden karşılaşmanın katkısı büyük olacaktır.

 

Patoloji uzmanlık eğitimi sürecini nasıl yorumluyorsunuz? Yapılabilecek en olası iyileştirmeler sizce neler olabilir?

 

Maalesef bu konuda sorunumuz olduğunu düşünüyorum. Bazı eğitim kurumlarında oldukça üst düzeyde eğitim olanakları varken bazılarında bu olanakların sınırlı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda Patoloji Dernekleri Federasyonumuzun ve daha öncesinde de derneklerimizin ciddi çalışmaları bulunmakta.

 

Öncelikle asistanlarımızın bir süre sonra bizim meslektaşlarımız olacakları bilinciyle davranmamız gerektiğini düşünüyorum. Patoloji eğitiminde teorik destek yanı sıra iletişimin ve sorgulayan bir patolog olma yollarının ufuk açıcılığını göstermek gerekmektedir. Bu da ancak klinikopatolojik konsey ve toplantılarda asistanların tartışmalara katılmaları ile sağlanabilir. Patolojinin sadece mikroskop ve immünohistokimyadan ibaret olmadığı, preanalitik süreçler de dahil olmak üzere her adımın değerli olduğu ısrarla belirtilmelidir.  

 

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji

 

Asistanlık yıllarınızdan bu yana, ulusal ve uluslararası çerçevede patolojinin gelişimini nasıl yorumluyorsunuz? Sizce günümüze kadar gerçekleşen en önemli gelişme ya da gelişmeler nelerdir?

 

Histokimyanın asistanlar tarafından yapıldığı bir ortamdan videomikroskopi, virtual mikroskopi süreçlerine gelindiğini anımsarsak, çok ciddi teknolojik gelişimlerin olduğunu belirtebiliriz. En önemli gelişmelerden birinin görüntülerin ve tartışmaların sanal ortamda yapılabilir olmasıdır. Ancak ben hala yüz yüze yapılan tartışmaların daha yararlı olduğunu düşünenlerdenim. 

 

Patolojinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

 

Her ne kadar yapay zeka konuşulmaya başlandıysa da patolojinin ve patoloğun söyleyecek çok sözü olduğunu düşünenlerdenim. Özellikle yapılacak araştırmaların planlanması ve bireylere etkisi aşamalarında, bireylerin duygusal yanlarının da olduğunu aklından çıkarmayan patologlara gereksinim olduğu ve olacağı aşikârdır.

 

Patoloji Dernekleri Federasyonu başkanı olarak 2018-2020 döneminde planlarınız ve hedefledikleriniz nelerdir?

 

Bu Federasyon çatısını kuran ve geliştiren çok değerli hocalarımızın yaptıklarına ek olarak hekimler ile birlikte toplumda da patolojinin bilinirliğini ve farkındalığını arttırmayı ve birlikte haklarımızı savunmayı planlıyoruz. Bu amaçla hem Sağlık Bakanlığı hem Türk Tabipler Birliği hem de diğer uzmanlık dernekleri ile daha sıkı iş birliği yapmaya çalışıyoruz.

 

 

Bilim ve Toplum- 09 Aralık 2018- Prof. Dr. Kürşat Yıldız- Ulusal Kanal ilgili video için tıklayınız.

 

Neden pulmoner patoloji ve dermatopatoloji? Pulmoner patoloji ve dermatopatoloji içindeki özel ilgi alanlarınız.

 

Özellikle eşimin dermatolog olması ile birlikte inflamatuvar deri hastalıklarının gizli dünyası beni dermatopatolojiye yönlendirdi. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne başladıktan sonra göğüs hastalıklarından gelen konsey yapalım talebi de pulmoner patoloji alanını beraberinde getirdi.

Melanositik lezyonlar, deri eki tümörleri.

Mesleki akciğer hastalıkları, mezotelyal tümör ve hastalıklar.

 

Bir makale:

Pathologist-clinician communication: The role of the pathologist as consultant to the minimally invasive gynecologic surgeon. Heller DS. Journal of Minimally Invasive Gynecology (2007) 14, 4–8

We need an Overdiagnosis Awareness month. Benjamin Mazer and Manju Prasad. Boston Globe December 07, 2016

 

Bir textbook:

Robbins & Cotran Pathologic Basis of Disease (Robbins Pathology)

Rosai and Ackerman’s Surgical Pathology

Bir patolog:

Rudolf Virchow – Sosyal Tıp

 

Sosyal medyaya bakış açınızı öğrenebilir miyiz? Sosyal medya ve patoloji birlikteliği sizin için ne ifade ediyor?

 

Özellikle hakikate ulaşma aracı olarak görüyorum sosyal medyayı. Sosyal medya ve patoloji birlikteliği, patolojinin bilinirliğini arttırmak ve meslektaşlar arasındaki iletişimi desteklemek yönünden yararlı olabilir. Ancak her zaman ifade ettiğim gibi diyalogların daha yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sosyal medyada konuşulan bazı konuların temas eksikliği nedeniyle daha rahat söylendiği ve tartışma yerine çatışma halini alabileceği kaygısını taşıyorum.

 

Patoloji Dernekleri Federasyonu bünyesinde “Sosyal Medya” komisyonu kurulmasının etkileri ve komisyonun faaliyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Özellikle teknolojiyi yeterince! kullanamayan ben ve benim gibi patologların sosyal medyaya bakış açısını değiştirmiştir PDF SoMe komisyonu. Zaman zaman çok aktif olan SoMe bazen sessizliğe gömülmekte. Her zaman bizi motive eden bir SoMe…

 

Son olarak, genç meslektaşlarınıza önerileriniz.

 

İyi birer patolog olacaklarından kuşku duymadığım genç patologların, Patoloji Dernekleri Federasyonuna sahip çıkacak şekilde, öncelikle Patoloji Derneklerinde aktif rol almalarını ve mezuniyet öncesi ve sonrası patoloji eğitimini şekillendirecek tarzda bizleri zorlamalarını umuyorum.

Bu amaçla;

Asistan ve genç uzman komisyon toplantılarına katılmak

Patoloji uzmanlık eğitimi sürecine aktif katılmak

Patoloji derneklerinin her yıl asistan eğitimi ve sorunları ile ilgili toplantı düzenlemelerini talep etmek

Kongre oturumlarında tartışmalara katılmak yanı sıra

Yanlış soru sorabilirim duygusu ile soru sormaktan, hatta sorgulamaktan kaçınmamalarını öneririm.

 

Sorgulayıcı ve katılımcı tavrın genç meslektaşlarınız için önemini vurguladığınız ve söyleşimize içtenlikle katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

 

Prof. Dr. Kemal Bakır’ın bir diğer röportajı için tıklayınız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir