Söyleşi: Dr. Alp Usubütün

Prof. Dr. Alp Usubütün, Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’ni ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini 1995’te tamamladı. 2000 yılında yardımcı doçent, 2003 yılında doçent ve 2010 yılında profesör oldu. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde Patoloji Anabilim Dalı’nda çalışmaktadır. Özellikle “Kadın Hastalıkları Patolojisi” (Jinekopatoloji) konusunda deneyim sahibi olup ayrıca patolojide kalite kontrolü ve tanısal uyum en başta gelen ilgi alanlarıdır.

 

Blogumuza hoş geldiniz. Profesyonel hayatı dışındaki Dr. Alp Usubütün’ü tanıyarak başlayabilir miyiz?

 

Öncelikle profesyonel olmayan kendimden bahsetmek gerekirse. Hayatımda yer kaplayan iki önemli başlık müzik ve sinema diyebilirim. Çok geniş bir yelpazede müzik dinlerken, sinema konusunda biraz daha sınırlıyım. Hollywood filmlerinden çok, pek de kimsenin rağbet etmediği festival filmlerini izlemeyi severim. Örneğin Tarkovski’nin “Solaris”ini çok kez izlemişimdir. Tarkovski’nin Türkiye’deki izdüşümü Nuri Bilge Ceylan’nın tüm filmlerini severim. Hayatımdan yavaş yavaş çıkmaya başlasa da doğa sporları yapmaya çalışırım. Hala yürüyüş yapıyor ve zaman zaman bisiklete biniyorum.  Kitap okumak, yine benim için ayrı bir keyif. Bazen izinlerimi sadece kitap okuyup film izleyerek geçirebiliyorum. Ayrıca sevdiklerimle zaman geçirmeyi seviyorum, onu da burada sayıyorum keza günümüzde bu da giderek zorlaşıyor.

 

Bir kitap / yazar, bir müzik / müzisyen, bir spor / sporcu.

 

Yalnızca bir kitap, bir film seçmek gerçekten güç ancak etkilendiğim birkaç kitap sayarsam; Albert Schweitzer’in “Hayata Hürmet” adlı kitabı benim tıp fakültesini seçmemde etken olmuştur. İvan İlyiç’in “Okulsuz Toplum” ve “Sağlığın Gaspı”, Tolstoy’un “Diriliş” adlı eserleri önemli bulduğum, aklımda kalan kitaplardan.

 

Müzik konusunda oldukça hevesliyim. Sürekli dinlemeye ve hatta konserlere gitmeye çalışıyorum. Dinlediğim spektrum oldukça geniş. Yelpazenin bir ucunda klasik müzik yer alıyor. En sevdiğim barok dönem ve Bach. Bunun dışında, benim için çok etkileyici ve belki de en fazla dinlediğim müzik caz. Bunların içinden Keith Jarrett’i örnek verebilirim. Geçen sene Spotify’a göre en çok dinlediğim, Tunuslu udi Anouar Brahem, etnik müzik yapıyor. Ayrıca rock müzik dinlerim. Bir sürü topluluk var, tek birini saymak güç ama Lynyrd Skynyrd’ı örnek verebilirim. Yerine göre Erkan Oğur’un türkülerini dinlediğim gibi, Zeki Müren’in klasik Türk müziği eserlerini de severek dinlerim.

 

İlk gençlik yıllarımda basketbol oynadım ve sonrasında uzun yıllar basketbol dışında bir spor dalını pek ciddiye almadım. Daha ileri yaşlarımda ise genel olarak doğa sporları ile ilgileniyorum.

 

Neden tıp, neden patoloji? Asistanlık yıllarınızı nasıl hatırlıyorsunuz?

Neden tıbbı seçtiğim konusunda birçok şey söyleyebilirim. Bir tanesi Albert Schweitzer’in “Hayata Hürmet” adlı kitabı. İdealler, hastalara yardımcı olmak, tedavi etmek. Bunun yanında babam hekimdi. Bunun da belki etkisi vardır üzerimde. Bir diğer nokta, o dönemde tıp çok revaçtaydı. Sınıfımız yaklaşık 25 kişiydi. Belki yirmiye yakını tıp fakültesine girdi. Çoğumuzda Hacettepe’deydik.

 

Neden patolojiye gelince; aslında tıp fakültesini psikiyatrist olmak için okudum. Sınavda psikiyatriyi kazandım ve bir buçuk sene psikiyatri asistanlığı yaptım. Beklediğimi bulamadığım için ayrıldım. İşin ilginç tarafı patolojiye girdiğimde de aynı şeyleri yaşadım. Hatta şöyle diyordum; “İlk patolojiye girmiş olsaydım, büyük olasılıkla psikiyatrist olacaktım.”

 

Asistanlık yıllarım, az önce de söylediğim gibi biraz hayal kırıklığı ile geçti. Öğrencilik yıllarımdan, büyük beklentiler ile girmiştim her iki bölüme de. Ama o dönemler, bugün olduğu gibi eğitim konusunda çok fazla birikim, kaynak ve standardizasyon yoktu. Hocaların görüşlerinden faydalanıyorduk elbet ama herkes bir ölçüde kendi kendine yetişiyordu. Bugüne dönüp baktığımda, yeterli değil belki ancak önemli gelişmeler olduğunu görüyorum.

 

Asistanlık yıllarınızdan bu yana, ulusal ve uluslararası çerçevede patolojinin gelişimini nasıl yorumluyorsunuz? Sizce günümüze kadar gerçekleşen en önemli gelişme ya da gelişmeler nelerdir?

 

Birçok önemli gelişme oldu. Ancak şunu söyleyebilirim ki, Türkiye’deki en büyük sorun, bu gelişmelerin patoloji bölümlerine aynı şekilde yansımaması, çok ciddi farklılıkların mevcut olması. Örneğin biz, kısa dönemli de olsa asistanlarımıza yurt dışında staj yapmalarını öneriyor ve buna olanak sağlıyoruz. Ama buna karşın bazı bölümlerde, büyük branşların materyalleri görülmeden, uzmanlık eğitimi tamamlanabiliyor. Bu değişkenlik çok önemli bir sorun, standardizasyonun olmayışı hizmette de aynı sıkıntıyı yaratabiliyor.

 

Ben asistanlığa başladığımda bölümümüzde henüz immunohistokimya yapılmıyordu. Bugün artık moleküler tetkiklere kadar uzanmış durumdayız. Meslek hayatım boyunca oldukça fazla değişikliğe şahit oldum. Tıp dünyası ve beraberinde patolojiyi etkileyen, herkesin yakından bildiği iki ana gelişme var. Bunlardan birisi dijital patoloji, diğeri moleküler patolojide yer alan gelişmeler. Uzmanlık eğitimim süresince immunohistokimyanın kendisine yer bulduğu şekliyle, tanısal hayatımızda bu gelişmelerin çok ciddi yer bulacağını düşünüyorum. Ayrıca üzerinde durmak istediğim, dünyada ciddi gelişmelerin olduğu, ancak Türkiye’de henüz neredeyse hiç farkına varılmayan alanlar da var. Hasta güvenliğini geliştirme, kalite standartlarını yükseltme, tanı verme sürecinde hatalar ve belirsizlikle mücadele gibi konular önümüzdeki döneme damgasını vuracak.

 

Türkiye’de patolojinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkiye patolojide dünyanın neresinde?

 

Öncelikle Türkiye ve dünyada patolojinin durumunu kıyaslamakla başlamak isterim. Türkiye’de iyi hizmet veren kurumlarda, kanımca genel olarak Avrupa ile eş değer ölçekte bir patoloji hizmeti verildiğini düşünüyorum. Amerika bu açıdan özel bir yer, özellikle patoloji alanında dünyanın motoru. Aramızda maalesef epey mesafe olduğunu düşünüyorum. Ancak, az önce de söylediğim gibi Türkiye’deki en önemli problem, laboratuvarlar arasında standardizasyonun sağlanamamış olması.

 

Türkiye’de, dünyada olduğu gibi patolojinin geleceğine olumlu bakıyorum. Ancak bizim, zihni daha açık kişileri patoloji içerisine dahil etmemiz, bunun içinde tıp eğitimi süresince hekim adaylarına kendimizi iyi tanıtıp uzmanlık alanımıza özendirmemiz gerektiği kanısındayım. Maalesef günümüzde, dünyadaki genel olumsuz atmosferin ülkemizi de etkilediğini düşünüyorum. Tüm tıp dallarında olduğu gibi, günümüzde patolojinin de bir duraklamaya girmiş olduğunu düşünüyor, ancak bu durumun açılacağını ümit ediyorum. Eğer palyatif çözümlere sığınmadan, daha bütünlükçü bir yaklaşımla adaptasyonumuzu sağlayabilirsek, Türkiye’de patolojinin gelişiminin daha hızlı ve doğru bir yolda ilerleyeceğini ve patolojinin Türkiye’de daha iyi bir konuma geleceğini düşünüyorum.

 

Türkiye’de Patoloji’nin Sorunları ve Çözüm Önerileri ” raporu neden ve nasıl ortaya çıktı?

 

Çalışma gruplarının ortaya çıkardığı bu rapor önemli bir örnek. Türkiye’de sorunlara bütünlükçü bir yaklaşım sergilemektense, geçici çözümlerde ısrar edilmesi önemli bir problem. Bu nedenle, bu çalışmada katılımcıların ana hedefi, sorunlara karşılık bütünlükçü bir yaklaşım getirmekti. Performans sistemi, fazla iş yükü, hasta güvenliği gibi patolojinin daha birçok sorununu, birbirleri ile olan ilişkilerini göz önünde bulundurarak değerlendirmeye çalıştık. Uzun süren ve 100 kişinin üzerinde bir katılım ile büyük kısmı sosyal medya platformlarında yapılan tartışmalar sonucunda üretilmiş olması en büyük özelliği. Bu çalışmanın önemli bir işlevi yerine getirdiğini; sorunları sıralayarak, gündeme gelmesini, tartışılmasını ve bazı sorunların çözülmesine ön ayak olmasını sağladığını düşünüyorum. Kanımca, daha benzeri birçok çalışmaya ihtiyaç var. Bunların daha detaylandırılması ve çözüme yönelik çalışılması gerekli. Ama insanlar yoruluyorlar. Özellikle Türkiye’de dönüşümü yaratmak çok güç bir iş. Doğal olarak, çözümü öneren kişileri bu süreç yıpratıyor. Örneğin bizi de ilk çalışmaya başladığımız zamanlarda, var olan federasyon, dernekler gibi yapılara alternatif olmaya çalışmakla suçlayanlar oldu. Hiçbir zaman böyle bir hedefi olmadı grubun. Tek amacı, sorunları ortaya koyarak gündeme getirmek ve çözüm önerileri sunmaktı. Bir rapor ortaya çıkartarak hedefini büyük oranda başardı.“Türkiye’de Patoloji’nin Geleceği” Facebook grubunda hala sorunlarımızı tartışmaya devam ediyoruz. Bundan sonra çözüme yönelik çaba sarf etmek gerekli diye düşünüyorum.

 

Jinekopatoloji haricinde patoloji içindeki ilgi alanlarınız?

 

Tanı verme ve eğitim konusunda en büyük ilgi alanım jinekopatoloji. Bir diğer alan ise ağız patolojisi. Rutin vakaları rapor etmek haricinde benim için akademik anlamda çok yer kaplamıyor. Ancak özellikle diş hekimliğinde, öğrenci eğitiminde ağız patolojisi konusunda oldukça zaman harcayıp emek verdim. Fakülte içerisinde özellikle interaktif eğitimi aktarma açısından bu konuda öğrenciler ile çok iyi bir diyalog kurduk. Ancak patoloji içerisinde asıl ilgilendiğim ikinci alanın patolojide kalitenin arttırılması diyebilirim. Kalitenin arttırılması, standartların geliştirilmesi, tanıya giden süreçlerin değerlendirilmesi, tanı hataları ve bunların nasıl ortadan kaldırılabileceği, tanısal uyum ve benzeri daha birçok konu ilgi alanım içerisinde yer alıyor. Daha önce bahsettiğim üzere maalesef bizde henüz yeterince ilgi gören konular değil.

 

“ Patoloji ve Laboratuvarını Anlama Kılavuzu neden ve nasıl ortaya çıktı?

 

Akademisyenler içerisinde kitap yazma isteği önemli bir konu. Benim için de öyleydi. Eğer gerçekleştirebilirsem bir iki projem daha var. İlk projem nasıl ortaya çıktı? Genel prensibim, piyasada hali hazırda var olandan çok, eksikliği hissedilen, kolay kolay ulaşılamayan bilgileri bir araya toplayan, patoloji için kaynak bir kitap oluşturma fikrim vardı. Bu kitapta, kalite, laboratuvar yönetimi, patolojinin geleceğine yönelik bir perspektif sunan bazı başlıklar kendine yer buldu. Daha da önemlisi, bizde pek olmayan, yeni başlayan bir asistan için patoloji laboratuvarında neler olup bitiyoru anlatan kısımlar içeren bir kitap yazmak istedim. Bu bir başlangıç kitabı. Yeni başlayan asistanlara yarar sağlayabileceği gibi patoloji dışında yer alan kesime de patolojiyi tanıtan bir kaynak oldu. Bu konuda olumlu görüşler geldi, sanırım istediğimi başardım. Ancak şimdi dönüp baktığımda, geliştirilebilir daha fazla konu eklenebilir, bazı eksiklikler tamamlanabilir gibi görünüyor.

 

Jinekopatoloji içindeki ilgi alanlarınız?

 

Jinekopatoloji içinde ayrı bir alana ayrılıp çalışmak bizim için çok mümkün olan bir durum değil. Bunun en önemli sebebi zamansızlık. Ama sanıyorum en fazla ilgilendiğim konu “endometriyal intraepitelyal neoplazi (EIN)” diyebilirim. Çok uzun zaman üzerinde çalışıp araştırmalar yaptık. Hatta bu tanısal kategoriyi ortaya atan Dr. George Mutter ile tanısal uyum üzerine önemli bir çalışma yapmıştık. Konusu açılmışken, sağlam bir çalışmanın yapılması hususunda ondan öğrendiğim çok şey oldu. Ayrıca bu çalışmanın sonucu Amerika’daki USCAP toplantısında ana oturum başlıklarından birisi olmuştu ki benim için çok önemli bir andı. Oturum sırasında, yaptığımız çalışma üzerinden, endometriyal hiperplazilerde hangi terminolojinin kullanılması gerektiği, EIN’in kendine yer bulup bulmayacağı tartışılmıştı.

 

Bir makale, bir textbook, bir jinekopatolog.

 

Reproducibility of endometrial intraepithelial neoplasia diagnosis is good, but influenced by the diagnostic style of pathologists.”, Usubutun A, Mutter GL, Saglam A, Dolgun A, Ozkan EA, Ince T, Akyol A, Bulbul HD, Calay Z, Eren F, Gumurdulu D, Haberal AN, Ilvan S, Karaveli S, Koyuncuoglu M, Muezzinoglu B, Muftuoglu KH, Ozdemir N, Ozen O, Baykara S, Pestereli E, Ulukus EC, Zekioglu O., ModPathol. 2012 Jun;25(6):877-84.

 

Tanısal alana yönelik yazılmış olan kendi açımdan en önemli bulduğum kitaplardan bir tanesi “Atlas of Gynecologic Surgical Pathology”, Philip Clement, Robert Young.

 

Jinekopatoloji alanına ilk adımlarımı atmamı sağlayan Dr. Türkan Küçükali hocamdır. Jinekopatoloji konusunda hayatımı şekillendiren, arşivlerinden faydalandığım ve eksperliğini gözlemleyip vakaları tartışma fırsatı bulduğum Dr. Robert Young ve aynı dönemde, emekliliği sonrası olsa da tanışma imkanı bulduğum, birçok tanı kategorisini ortaya koyan, over patolojisinin duayen ismi Dr. Robert Scully.

 

Prof. Robert Young ile birlikte

Neden sosyal medya, kişisel blogunuzda hangi konulara değiniyorsunuz?

 

Kullanması kolay, görüşlerinizi bir anda yüzlerce, binlerce, belki milyonlarca kişiye iletme fırsatı veren, çağımızda kullanılması gereken önemli bir araç. Başlangıçta, bu gibi yeniliklerin Türkiye’de tepki ile karşılandığını ve bazen bu tepkilerin uç noktalara varacak şekilde tartışma yaratabildiğini görüyorum. Ancak sanıyorum ki camiamız içerisinde sosyal medya kullanımı konusunda artık ortak bir fikir oluşmuş gibi görünüyor.

 

Ben de bu nedenle sosyal medyayı kullanıyorum. Yazıp, çizebileceğiniz çok fazla ortam ve fırsat yok sanıyorum bu günlerde sosyal medya dışında. Bir blogunuz olduğunda, ilgisini çeken herkes sizi okuyabilir. alpusubutun.wordpress.com kafamdan geçenleri döktüğüm bir yer. Burada özellikle sağlık ve akademik alan ile ilgili konuları popüler bir bakış açısı ile herkesin anlayabileceği şekilde ele almaya çalışıyorum. Burada yazmanın şöyle bir avantajı da var, kafanızdan geçen veya çevrenizdekiler ile tartışıp konuştuğunuz konular yazılı hale gelmediği sürece çok da kristalize olmuyor. Bazen belli konularda kendi görüşümü toparlayabilmek için yazı çıkarttığım oluyor. Böylece fikirler daha kristalize olup paylaşılabiliyor. Aslında yazmayı planladığım daha fazla konu var. Sonunda buradan paramedikal bir kitap çıkarabilir miyim diye düşünüyorum, daha doğrusu düşünüyordum. Ancak bu aralar üzerinde pek uğraşamıyorum maalesef.

 

Patoloji Dernekleri Federasyonu bünyesinde “ Sosyal Medya ” komisyonu kurulmasını sağlayarak, çoğu genç uzmanlardan oluşan meslektaşlarınızla beraber patolojinin hem halka, hem de sağlık çalışanlarına tanıtımı için yoğun faaliyetlerde bulunuyorsunuz. İlk dönem başkanlığını yaptığınız komisyonu bu sene Dr. Pembe Oltulu ve Dr. İbrahim Kulaç’ın yönetimine bıraktınız. Gelecekteki faaliyetlere yönelik beklenti ve önerileriniz nelerdir?

 

PathArt Yarışması Jürisi, PDF Sosyal Medya Komisyonu üyeleri ile birlikte

 

PDF içerisinde Sosyal Medya komisyonunun kurulması bence çok önemli bir başarı. Burada önemli bir rol oynadığımı düşünüyorum açıkçası. Şöyle ki, biraz tepkisel yaklaşan bizim kuşağımızı, çok enerjik, dinamik gençlerle tanıştırıp, gençlerin yaptıkları işlerin aslında çok değerli olduğunun kabulünü sağlayarak, iki kuşak arasında kolaylaştırıcı bir rol oynadım. Ama bundan sonra, bu mecranın, bu döneme ait gençlerin faaliyetleriyle geliştireceği bir alan olduğunu düşünerek, iki değerli arkadaşıma çok büyük bir keyifle bu görevi bıraktım. Bu grup gerçekten çok güzel çalışmalar yaptı. En güzeli bence PathArt yarışmasıydı. Yarışma düzenlemenin ötesine geçerek, hem Türk Patoloji Dergisi’nin, hem de Türkiye’nin tanıtımında önemli bir rol oynadı. Meksika’dan Mısır’a, Avrupa ülkelerinden, Kanada, Amerika’ya kadar birçok ülkeden insanlar bu yarışmaya fotoğraflarını gönderdiler. Yaklaşık 40.000 kişi Facebook üzerinden bu aktiviteleri izledi. O nedenle, bu grubun çok önemli olduğunu ve her çalışanın ayrı ayrı çok değerli katkılar verdiğini söyleyebilirim. Yarışmanın düzenlenmesinden, tanıtım afişlerinin hazırlanmasına, herkes öyle kritik noktalarda, öyle değerli katkılar yaptı ki, gerçekten bu grubu tanımaktan ve beraber çalışmaktan dolayı çok mutluyum.

 

Gelecekteki faaliyetleri ise sizler belirleyeceksiniz. Bu görev bence genç arkadaşlara düşüyor. Bana sorarsanız, PDF içerisinde Sosyal Medya komisyonu daha planlı çalışmak zorunda. Buradan araştırmalar çıkartılabilir. Sosyal medya üzerinden eğitimler planlanabilir. Halka tanıtım konusunda ciddi aktiviteler düzenlenebilir. Yalnızca güzel bir mikroskopik fotoğrafı veya bir şemayı retweet etmenin çok ötesine taşımak, daha etkin kullanım için kapsamı iyi çizmek ve içerik geliştirmek lazım. Grup, profesyonel anlamda iletişim ve sosyal medya konusunda çalışan uzmanları dinleyebilir, toplantılarına davet edebilir.

 

II.Uluslararası PathArt Fotomikrografi Yarışması, 28.Ulusal Patoloji Kongresi, Ankara, 2018

 

Sosyal medyanın bu kadar avantajından söz ettikten sonra kanımca çok olumsuz bir yanı da var. Konuya yabancı kişilerin ortaya attığı bazı görüşlerin, yine konuyu çok iyi bilmeyen kişiler tarafından doğru olarak kabul edilme riski. Bu, bilimsel arenada da geçerli çok ciddi bir risk. Bazen bir bakıyorsunuz, doğru olmayan bir bilgi hızla yayılabiliyor. Onun için bu gruba özellikle tavsiyem, burada kullanılan kriterler, hayatın geri kalan, şimdiye kadar alıştığımız alanlarındaki gibi olmalı. Yanlış bilgi içeren gönderilere ve bunu tekrar etmeye meyilli kişilere karşı çok dikkatli olmalıyız. Çok ciddi sıkıntılar yaratabilecek bir durum. Önümüzdeki dönemlerde belki bu konuda önlemler daha da arttırılacaktır.

 

Facebook’ta patolog, jinekolog ve jinekoonkologlara yönelik “ Jinekopatoloji Tartışma Grubu’nu ” kurdunuz. Bildiğim kadarıyla, bir hoca önderliğinde kurulmuş, geniş katılımlı ilk sosyal medya tartışma grubu. Örneklerinin çoğalacağını ümit ederek, bu grupla hedefledikleriniz nelerdir, öğrenebilir miyiz?

 

Jinekopatoloji grubu bildiğim kadarıyla Türkiye’de ilklerden. Önemli olduğunu düşünüyorum. Daha önceki Facebook gruplarının çalıştığını görmem beni bu grubu kurmaya yöneltti. Ancak grubu kurduktan sonra artan iş yüküm nedeniyle çok da istediğim noktaya taşıyamadım. Daha çok günlük pratikte karşılaştığım ilginç ve çok sık rastlanan hasta gruplarını, bazı terminolojileri tartışmaya açıyorum. Bazı arkadaşlar bana bu konuda destek oluyorlar. Aslında çok iyi bir eğitim ortamı oluşabileceği kanaatindeyim. Ama iş yüküm beni ne tarafa götürecek onu çok bilmiyorum. Şu anda federasyonun Jinekopatoloji Çalışma Grubu olarak da asistan eğitimindeki eksiklikler konusunda bir çalışma yürütüyoruz. Buradan çıkacak eksiklikleri de sosyal medya platformlarını kullanarak tamamlamak niyetindeyiz. Ama bu hangi platform olur onu gelecekte göreceğiz. Sonuç olarak, sosyal medya üzerinden jinekopatoloji sürekli eğitiminin çok güzel bir gelecek vaat ettiğini düşünüyorum. Ama bu bizim platform açısından nereye evrilecek, bunu biraz da iş yüküm ve zaman gösterecek gibi duruyor.

 

Son olarak, genç meslektaşlarınıza önerileriniz.

 

Gerçekten çok çalışmalarını, kendilerini her daim geliştirmelerini, önlerine çıkan engelleri aşmaya çalışmalarını ve olumsuzlukların onları pasifize etmesine izin vermemelerini öneriyorum. Bence hepimiz için yapılması gereken o. Hep umutla, çalışarak daha iyiyi hedefleyerek yol almak gerekli.

 

Söyleşimize katıldığınız ve başından beri bizlere verdiğiniz destek için çok teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir