Patolog Olmak

Patoloji sadece “hastalık bilimi” değildir ya da patolog ünvanını taşımak sadece hastalık bilimini bilmekle sınırlı değildir bence.

 

Hastalığı bileceksin ki bu bizim aslî görevimiz, kliniği bileceksin ki bu insan (klinisyen meslektaşım) neden bana bu ön tanıyla gelmiş yorumunu yapabilesin. İşin tuhafı tedavi modalitelerini de bileceksin ki bazen arafta kaldığında; hastaya zarar vermeden, tedavisini de engellemeden ama gereksiz agresif tedavi yöntemlerinin uygulanmasına da neden olmadan, kısacası ince ve hassas çizgiyi aşmadan en uygun tanıyı verebilmelisin ki altında kapı gibi imzanla bir ömür boyu seni takip edecek olan o nadide rapor günün birinde karşına çıkıp yaşama sevincini elinden almasın.

 

PATOLOG OLMAK, klinisyenin ön tanılarda düşünememiş olduğu bir tanı verdiğinde, bunu en uygun şekilde meslektaşına söyleyebilme sanatı olmalı, ayrıca patolog olmak, raporladığın bir vaka ile ilgili cerrahi yeterlilik konusundaki endişeni klinisyenle paylaşma çaban da karşılaştığın; “Sen vakanı raporla doktor hanım/bey takip bizim işimiz” cevabı ile karşılaştığında haddini aşmadan konuyu kapatıp hastanın akıbetini izleyebilmek ya da böyle bir durum karşısında gerçekten nasıl hissediyorsan öyle davranabilmek sanatı olmalı. Haaa bu arada, verdiğin tanı yeni bir antite ise “Eee şimdi buna tedavide ne vericez o zaman?” sorusuna en uygun cevabı verebilmektir patolog olmak.

 

PATOLOG OLMAK, konseylerde, vaka tartışmalarında hastaya, hastalığa ve konuya aslında ne kadar da hâkim olduğunu görüp bazı tartışmaların bazen ne kadar primitif olduğunu düşünerek grandiyoziteye kapılıp; bu kadar geniş spektrumlu bir branş nasıl bu kadar kimliksiz olabilir kaygısını taşımaktır ayrıca.

 

PATOLOG OLMAK, bir dünya sorumluluk, yılların bilgi yükü ve bazen son derece yetersiz klinik bilgi ile hazırladığın, seni bir ömür boyu takip edecek raporlarının karşılığı olarak gördüğün SUT puanları karşısında yaşadığın hayal kırıklığıdır ayrıca.

 

PATOLOG OLMAK, güncel kalma çabasıyla takip ettiğin yeni yayınları, mevcut çalışmalara katkıda bulunmak çabanı ve bu uğraş içinde, bu dinamik bilimin göbeğinde nasıl da aciz olduğunu görüp, aslında yakın zamanda değişeceğini bildiğin bir yığın teorik yükün altında kendini kumda oynuyor hissetmektir belki de.

 

PATOLOG OLMAK, ihtisas döneminde hiçbir sorumluluk almadan günahıyla sevabıyla en az 4 yıl boyunca (BAP desteğiyle yeterli sürede tezini yetiştirebilirsen tabii) çalıştığın ve patoloji sanatını öğrendiğin hocalarına sığınıp rapor çıkarma yetkisine sahip olmamanın verdiği huzursuzluk/huzurla oyalanıp sonunda formalite bir sınav sonrasında pat diye birden kurtlar sofrasında bulmaktır kendini.

 

PATOLOG OLMAK, gerçekten bilim aşkıyla, yoğun rutin yükü altında binbir emekle hazırladığın konuşmanı yapabilmek için, yani eğitimci olarak katılacağın bir kongre için kucak dolusu para döküp, sabahtan akşama kadar da oturum kaçırmamak için salondan salona koşturmaktır belki.

 

PATOLOG OLMAK, gecenin üçünde seni uykudan uyandıran ve uzun zamandır hallerini süsleyen projenin detaylarını düşünürken birden ne olacak bizim halimiz kaygısıyla oturup kusarcasına 15 dakikada bu garip yazıyı yazabilmektir bekli de.

 

BENCE PATOLOG OLMAK, tanısını verip raporunu hazırladığın bir tümöre hayranlıkla dakikalarca bakabilmektir, her sabah mikroskobun başına oturduğunda tüm bu serzenişleri unutup; “Allah’ım ne kadar keyifli bir işim var” diyerek mikroskopla sesli konuşmaktır ASLINDA.

 

Ve her şeye rağmen PATOLOG OLMAK ayrıcalıktır.

 

Dr. Yasemin YUYUCU KARABULUT

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir