30. Avrupa Patoloji kongresi izlenimleri-Deniz Altındağ

Patoloji eğitim hayatımım yarısına yaklaşmamla içimde doğan bir de Avrupa kongresini görelim isteğiyle başvurdum 30. Avrupa Patoloji Kongresi’ne. İspanya’nın Bilbao kentindeymiş, o hevesle görmedi gözlerim haritadaki yerini. Döviz kurundaki artış ve yolun zorluğunun birleşmesiyle hevesim kırılsa da burs kazandınız maili ile yerine gelen enerjim ile hazırlanıp 8 Eylül 2018’de Bilbao kentine güç bela ulaşabildim.

İspanya’nın en kuzey ucuna ulaşmak sanki çok kolaymış gibi kayıt saatini geciktiğim için açılışa alınmadım. Elinde bavullarıyla gelen onca insan da benim gibi kongrenin yapıldığı binanın dışında bekliyordu. Güzel bir başlangıç.

Kongre 8-12 Eylül tarihleri arasında sunumlar ise 9 Eylül’de başlıyordu. İlk günden itibaren hem kendimi geliştirmek için girdiğim sunumlar, incelediğim posterler dışında diğer insanları ve çevremde dönen olayları da incelemeye çalıştım. Daha önce 2 Ulusal Kongresi’ne katıldığım için kıyaslamalarım Ulusal-Avrupa şeklinde devam etti.

İlk olarak geniş bir poster alanının olması ve bu alanın kolay ulaşılabilir konumu bizim kongrelerdeki posterlere ulaşmak için ayrı salona gittiğimizi aklıma getirdi. Toplam 616 adet asılı ve elektronik poster sunumu olmuş. Ben bu işte yeni olduğum için seçilen konuların yanında bir de hazırlanma şekillerini ayrıca inceledim ve herkesin farklı telden çaldığı dikkatimi çekti.

Kimi arkadaşlar sadelikten ve minimalize olmaktan yanayken kimileri boyut sınırlarını zorluyor, kimi arkadaşlar mikroskobik fotoğraf sayısını abartırken kimisi harf sayısını abartıyordu. Belli saatlerde poster başında durup gelen soruları ve gezecek olan jüriyi bekleyen gergin kişiler bulunuyordu (biri de ben). Önceden belirlenen “best poster”lerin sunumu ise aynı günün ilerleyen saatlerinde isteyen kişilerin katılımı ile gerçekleşti. Genel olarak insanların “office outfit” tarzı giyinmesi dikkatimi çekti.

 

  

Kongreye katılım sayısı yaklaşık 3500 hesaplanmış. Bu kadar katılımcıyı doyuracak sayıda yaklaşık 150 adet oturum gerçekleştirilmiş. Uzun kurslar, kısa kurslar, seminerler, video mikroskopi oturumları, sözlü bildiriler… Genel patoloji eğitimi alan biri olarak hangisine koşacağımı şaşırdım. Şansıma bazı çok iyi sunumlara katıldım, bazılarında ise İtalyan aksanı kurbanı oldum. Belki sunum sayısı açısından bizim kongremizden bir adım önce olduğunu söyleyebilirim. Şaşılacak ya da kıyaslanacak bir durum değil tabii. Bir köşede tek ülke kongresi diğer tarafta kıta kongresi. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki eksik noktamız yokmuş. Ne Avrupa Avrupa olduğu için abartılabilir ne de Türkiyemiz Türkiye olduğu için yerilebilir.

Verilen ikramlar ve öğle yemeği ile Avrupa’nın sınıfta kaldığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Kahve molasındaki marketten 100’lü paketlerle alınmış gibi duran tek çeşit ikram ve tek çeşit öğle yemeği ile neyi amaçladıklarını hala anlamadım. Herhalde tüm gelir binanın kirasına gitti çünkü bina (https://www.euskalduna.eus/en/) Bilbao’ya gelince görülmesi gerekenler listesinde bulunmakta. Bir ikinci olay ise eğer isimliğimizi kaybettiysek bizden 50 Euro karşılığında yenisini vereceklerini öğrenmek oldu. İsimliğimi kaybetmemek için çaba sarf ettim diyebilirim. Üzerimde olmadan yürüdüğüm ilk anda güvenlik tarafından hemen sorgulandım. İlk akşam isimliğim yok diye almamışlardı hatırlatırım. Teşekkürler İspanya.

Bir diğer konuşulması gereken durum firmalar oldu. Dikkat çeken konuların başında dijital patoloji konuları, likid biyopsi ve PD-L1 biyomarkırı vardı. Dijital patolojide lam tarayıp dijital ortama döken programlar ve tümörü tanıyıp tanıyı veren programlar dikkati çekiyordu. Özellikle bölümde denemek için frozenda kullandığımız renkli boyaların örneğini bulur muyum diye bakıyordum. Gözüme çarpan şey ise el birliği etmişçesine hiçbirinin tek bir örnek dağıtmıyor olmasıydı. Firma görevlileriyle henüz senli benli olmadığım için bu konuda çok fazla yorum yapamıyorum.

Posterlere geri dönersem katılımcıların yüksek çoğunluğunun nadir olgu sunumu ile katılması bu durumun her yerde aynı olduğunu gösterdi. Bir kısım durumu olan kişilerin aklına esen birkaç olguya uyguladığı moleküler testlerin sonuçları ile hazırladığı çalışmalar da durumu olmayan kişi olarak dikkatimi çekti. Arşiv taramaya devam.

Kongrede farklı sosyal etkinlikler de bulunuyordu. Dikkatimi çekenler ilk akşam olan ve asistanlar ile duayenleri buluşturan gemi turu ve son akşamki gala yemeğiydi. İlk geceki hoş olmayan başlangıç ve öğle yemeğinde gördüğüm seçeneksiz seçenek ile bu etkinliklere katılmama kararı aldım, pişman değilim. Sonradan yayımladıkları fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla gala yemeğinden pek bir şey kaçırmamışım.

Son olarak söylemek istediğim bilgilerimi arttırmak açısından elverişli bir ortam olduğu; ancak iki elim kanda olsa gideceğim bir kongre olmadığını gördüm. Bu yılın şansı mıdır benim şansım mıdır bilemiyorum. İleriki yıllarda tekrar katılma ve belki bir gün USCAP’a gitme şansım olduğunda üçlü değerlendirmemle yaşadıklarımı yeniden paylaşmak isterim.

 

30. Avrupa Patoloji kongresi izlenimleri-Deniz Altındağ” için bir yorum

  • Kasım 16, 2018 tarihinde, saat 10:51 am
    Permalink

    İçten yorumlar için teşekkürler.
    De ….
    Guggenheim müzesi yok mu? Hani mimaride geleceğe yolculuk veya müze gezginleri için zaman yolculuğu diye anlatılan müze ile ilgili bir anı anekdot yok mu?

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir