Aspergillus ve Penguenler

Aspergillus türlerinin, biz patologlar için mikroskoptaki sevimli denilebilecek görüntülerinden ve insanlarda oluşturdukları fırsatçı enfeksiyonlardan öte, hayvanat bahçelerinde tutulan penguenlerin, en önemli ölüm nedeni olduğunu biliyor muydunuz?

Ben de bilmiyordum.

Aspergillus

Aspergillum, 18.yy.

Aspergilluslar, dünya üzerinde hemen her yerde bulunabilen, farklı iklimlerde yaşayabilen, yüzden fazla türü bulunan filamentöz bir mantar. 1729 yılında İtalyan botanikçi ve rahip Pier Antonio Micheli tarafından tanımlanmış. Micheli, mikroskopta incelediği şeklini benzettiği aspergillum kelimesinden, yani kutsal su fıskiyesinden (Latince spargere serpiştirme anlamına geliyor) mantarın adını türetmiş. Soluduğumuz havada sporları bulunan Aspergilluslar, oksijenden zengin hemen her türlü çevrede bulunabiliyor ve glikoz gibi karbondan zengin ortamlarda kolayca üreyebiliyorlar. Ayrıca, besinin oldukça kısıtlı olduğu ortamlarda yaşamını sürdürebilen türleri de mevcut. Oligotrofi olarak adlandırılan bu durumun en bilinen örneği Aspergillus niger. Bazı türleri ise endüstriyel olarak soya sosu, alkollü içki, sirke yapımı, ilaç geliştirme, sitrik asit ve çeşitli enzim üretiminde kullanılıyor.

Aspergillus sp., mantar topunun mikroskopik görüntüsü.

 

Altmıştan fazla türü patojen olarak biliniyor. Yaklaşık yirmi kadarı insanlarda fırsatçı enfeksiyonlara sebep oluyor. Fırsatçı enfeksiyonlarda en sık izole edilen tür A. fumigatus, bunu A. flavus ve A. niger takip ediyor. A. clavatus, A. glaucus, A. nidulans, A. oryzae, A. terreus, A. ustus ve A. versicolor daha nadir olarak enfeksiyonlarda izole edilebiliyor.

A. fumigatus ve A. flavus, toksin ve karsinojenik etkiye sahip aflatoksin üretebiliyor. A. fumigatus ve A. clavatus alerjiye yol açabiliyor. Ayrıca, Aspergillus türleri bilinen önemli tarımsal patojenler arasında yer alıyor.

Penguenler

Penguenler, çoğu türü güney yarım kürede bulunan ve yaşamlarının yaklaşık yarısını karada, yarısını okyanusta geçiren, suda yaşama hayli uyumlu, uçamayan kuşlar. Kelime olarak kökeni tartışmalı, 16. yüzyılda İngilizce veya Flemenkçe’de ortaya çıktığı düşünülüyor.

Günümüzde yaşayan yaklaşık yirmi civarında türü bulunuyor. Erişkinleri ortalama 1.1 m boy ve 35 kg ağırlığa ulaşabilen imparator penguenler (Aptenodytes forsteri) yaşayan en büyük, ortalama 40 cm boy ve 1 kg ağırlığında olan küçük mavi penguenler (Eudyptula minor) ise yaşayan en küçük penguen türü. Bazı tarih öncesi türler, oldukça büyük boyutlara erişmiş, yetişkin bir insan kadar uzun ya da ağır hale gelmiş.

Penguenlerin genel olarak insanlara karşı özel bir korkusu yok gibi görünüyor ve bu durum, muhtemelen penguenlerin karasal avcılarının pek olmamasından kaynaklanıyor. Antarktika’da yasaklanmalarından önce bir süre, erken keşifler sırasında getirilen kızak köpekleri, penguenleri avlamışlar. Ancak, esas avcıları köpekbalıkları, katil balina gibi yırtıcılar ve penguenler, üç metreden fazla bu yırtıcılarla yakınlaştıklarında, tipik olarak gerginleşiyorlar. Bu mesafe, aynı zamanda Antarktika’ya gelen turistlerin penguenler ile aralarında bırakmaları gereken mesafe. Ancak penguenlerin yaklaşması durumunda turistlerin çekilmeleri gerekmiyor.

Hayvanat bahçeleri

Versailles Kraliyet Hayvanat Bahçesinin arkası, XIV. Louis zamanı (1643-1715), ressam D’Aveline.

Hayvanat bahçesi geleneğinin bilinen en eski örneği M.Ö. 3500’lere dayanıyor. 2009’da Mısır’da yapılan Hierakonpolis (Nekhen) kazısında, içinde su aygırı, inek antilobu, fil, babun, vahşi kedi gibi ekzotik hayvanların bulunduğu zoolojik bir koleksiyon ortaya çıkarılmış. Schönbrunn Sarayı’nın bir parçası olarak 1752’de inşa edilmiş Viyana, Avusturya’daki Tiergarten Schönbrunn, dünyanın halen ayakta olan en eski hayvanat bahçesi. 19. yüzyılın başlarına kadar, hayvanat bahçelerinin işlevi genellikle kraliyet gücünü sembolize etmeleri, ancak sorasında Halifax, Londra, Paris ve Dublin’de ortaya çıkan modern hayvanat bahçeri, halka açık eğlence ve eğitim amaçlı sergileri sunmaya odaklanıyor. 1970’lerde ise ekoloji kavramının, kamusal alanda ilgi çekmeye başlamasıyla birlikte, birkaç hayvanat bahçesi, vahşi yaşamı korumayı öncelikli görevleri olarak görmeye başlıyorlar. Günümüzde ise hayvanat bahçelerinin çoğu, tehlike altındaki birçok türün sayıca azalmasını durdurmayı veya yavaşlatmayı hedefliyor. Öte yandan, çoğu hayvan hakları savunucusu, hayvanat bahçelerinin, insanların keyfiyetine hizmet etmekten başka işe yaramadıklarını dile getiriyorlar.

Penguenlerin hayvanat bahçesindeki geçmişleri yaklaşık olarak 20. yüzyılın başlarına denk geliyor. Genellikle, bu kuşlar bakımları uygun olduğu sürece kapalı tutulmaya iyi uyum sağlıyorlar. Ancak bu esaretin, türü koruma, tür davranışlarını ve biyolojisini araştırma olanağı sağlaması yanında, hayvanlar açısından enfeksiyon hastalıklarına yatkınlık, davranış bozuklukları (yavrularını beslememe, yuvayı terk etme, aşırı stres) gibi doğal ortamlarında alışık olmadıkları bir takım sorunları beraberinde getiriyor. Öyle ki 2014 yılında, İngiltere’deki Scarborough deniz yaşamı koruma alanında, Humbolt penguenlerine (Spheniscus humboldti) antidepresanlar vermek durumunda kalmışlar.

Aspergillus, esaret altındaki çok çeşitli penguen türlerinde tanımlanmış. Stres, habitat değişikliği, elde taşınma, yaralanma veya diğer eşlik eden hastalıkların, farklı Aspergillus türleri ile primer enfeksiyona karşı duyarlılığı önemli ölçüde arttırdığı belirlenmiş. Aspergilloz, serbest yaşayan penguenlerde, yaklaşık % 3 gibi bir oranla ölüme sebebiyet veren daha nadir bir hastalık olarak görülürken, esaret altındaki penguenlerde ise en önemli ölüm nedeni.

Kaynaklar: 1, 2, 3, 4, 5

 

B. Duygu Şener

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir